11 Haziran 2018 Pazartesi

bokeh veya boke





 Bokeh veya boke, fotoğraf çekilirken, fokus yani odak dışında kalan net olmayan kısımların fotoğrafçının seçtiği objektif, kullandığı diyafram gibi ayarlar neticesinde fotoğrafta oluşan bulanıklık efektidir.

benim ilk bokeh denemelerim yolda çektiğim lambalardan. Giderek bokehleşen bir seri. İşin sırrı diyafram ve objektif.



































4 Haziran 2018 Pazartesi

Tamamı Taslak


Bu yazı bir taslak. Daha sonra düzeltilmeyecek bir taslak. Ben zaten en çok taslakları sevdim. Çünkü taslaklar kalpten ilk çıkanlardı.


Sonunda bir bloğum olduğunu hatırladım. Yok yok hiç unutmamıştım.



Neden ara verdim? Rutin haline getirdiğim bazı işlere zaman zaman ara vermenin bana iyi geldiğini hissediyorum. Şu üç günlük dünyada hangi iş sürekliliği hak eder? Azmimi hak edecek işler!




Yazmak kendime doğru uzayıp giden bir yol 
-eh be rufeyde! felsefe yapmayacaktın hani güzelim-.
 Bu yoldan hiç çıkmadım. Çıkmaya da niyetim yok.


01:48 Uzun da geceler dedi Orhan abi. Zaman iki keklik geçiyor.


Mart ayının sonuydu. Rutinleştiğim ne varsa birebir düştüler. Onlar düştükçe bazen hafifliyor gibi hissettim bazen de onların bana bir yük olmadığının farkına vardım.


Film izledim. Birikmiş dergilerimi okudum. Ayrılacağım insanlara zaman ayırdım. Onlara verebileceğim en büyük hediye buydu.Toplandım ve ulu şehirden şirin şehre göç ettim. Evet hayat bu kadar basitti. 


Uzun yazamıyorum. Kısa ama öz yazmaya çalışıyorum. Onu da beceremiyorum. 


Her şeyi başarmaya dair bir istek yok içimde. 
İçimde olmam gereken bir insan var. 
5 yıl önce hayal dahi etmediğim bir insana dönüşüm var içimde. 


Olmak istediğim şeyler var. Beni en çok mutlu eden olmaya çalıştığım şeye doğru yürüyor olmam. 
Sadece yürüyenler için var olan bir yolda yürüyorum.


Yine rutin bir şekilde yazacak mıyım sizce? Bu konuyu hala kendimle tartışıyorum. 


Tatil denen illeti müteharrik bir zaman diliminin içine sığmaya çalışıyorum.
 Belki salaş yazılar yazarım; bir dizi üç beş film bir kaç kitap bir kaç cümle ve bir fotoğraf...



Bu yazıyı bir instagram postu altına da yazabilirdim bir facebook gönderisine de yazabilirdim.
Ama yazmadım. Çünkü Hacel obası çok güzel bir türküydü.
 O türküyü dinlerken yapılabilecek en güzel şey blog yazmaktı.
Hacel obaları ve bloglar candır.


Ama sahuru da kaçırmak istemiyorum. Ramazan Kareem!

dipnot*HACEL OBASI NEDİR?

Tebessümle söylenen türküdür; sevginin, doğallığın, mütevazılığın, türkünün içine işleyen güzelliğin daha bir güzel yüreğinize akması muhtemel eserdir.

 Ayşegül'den, Erdal Güney'den dinlemesi hoştur. Harabat Trio'da farklı yorumla söylemiş.














8 Nisan 2018 Pazar

Marttaki Kitaplar






Mart kapıdan baktırır kitap kahve yaptırır


Geldi mi ayın sonu?
(edit: yazıyı martta yazdım😅)
Giden gitmiştir biz elimizde kalanlara bakalım.
Felsefe yapmaktan selam vermeyi unuttum.
Af eder misiniz?
Merhaba...
Bahar gelirken kıpır kıpır olan içimize uyum sağlayıp hemen sadede geçelim







Evet yeni okudum. 
Tamam ya vurmayın yeter.
Nedendir bilmiyorum bu kitabı okumak için çok çok geç kalmış hissettim.
Benim bu kitabı 5-6 kez okumuş, ufaktan ezbere almış olmam lazımdı sanki.
Eminim siz de bitirince öyle hissedeceksiniz.
Kitabın bir tanecik kötülüğünü gördüm; çok kısa çoook.






Gençlik Merkezindeki kitap halkamız ile beraber aldığımız bu kitap lise kategorisindeydi.
Acaba bundan üniversite kategorisinin haberi var mı?
Hayatımda okuduğum en dolu kitaplardan biriydi.
Sadece Osmanlı tarihi değil, kaybolan kültürümüzden de bir çok yitik hazine parçaları vardı.
Dili o kadar yakın, akıcı ve sarmalayan bir dil ki; Ahmet Sırrı Arvas geçiyor karşınıza anlatıyor.
Siz de kah ağlıyor kah gülüyor; çayınızı yudumluyorsunuz.
Tarihi kitapları seviyorum ama akıcı anlatımı olan bir kitap arıyorsanız buyrun Hikaye Tadında Osmanlı.







Ayın en ağır kitabına gelinceee...
İsyan Ahlakı ama o isyanın ahlakı değil.
Nasıl mı yani?
İşte kitap tam olarak böyle bir kitap.
Felsefe sevenler zaten sever.
Ama işin felsefesini anlamaya çalışırken temel seviye de bu kitap iş görmez diye düşünüyorum.
Ama felsefe geçmişi olan biri iseniz Nurettin Topçu zaten sizin üstadınız ola gerek. Ya da az çok duymuş olmanız lazım.
Kendisi Türkiye'de harcanan isimlerden top10 listesinde bir yazar, düşünür, müderris.
Akademik olarak emsallerine şapka çıkarttıracak kadar donanıma sahip olmasına rağmen kendisini lise öğretmenliğine mahkum etmişler.
Kısaca altyapı isteyen bir kitap idi.







Ha ay sonu Ha gün sonu!
İkisi de son ve sonlar masal gibi bitmeli.
Masalları sevmek ruhumda var.
Peri sultanları, dev anaları, kırk kilitli hanlar, emret diye aniden ortaya çıkan Araplar, her zaman abilerinden akıllı olan 3.numaralı küçük kardeşler....
Hayal gücünüzün çekim alanına girer mi bilmiyorum ama ders vermenin, doğruluğu, dürüstlüğü anlatmanın daha güzel bir yönü olabilir mi masallarımız varken?
Her kitaplığa bir tane lazım.






Eveeet...
Tabi ki bir ayda meali bitirmedim.
Yaklaşık 12 hafta/3 aydır okuyordum, bitirmem Mart ayına nasip oldu.
İnstagram takipçilerim bilir; günlük 10 sayfa ile başladım. Daha sonraları 20 sayfaya çıkarıp tabiri caizse 7.Meal hatmimi tamamlamış oldum.
İlk meal hatmimi ilkokul 5 de iken (benim zamanımda 4+4+4 yoktu ) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi hocam ile beraber yapmıştık.
Sonra alışkanlık oldu vakit buldukça özellikle uzun kış gecelerinin olduğu aylarda hatmetmeye başladım.


Ancak sonradan anladım ki meal yerine tefsir okumak çok daha karlı bir iş.
Çünkü ayetler o kadar büyük anlamlar içeriyor ki sadece kelime anlamlarının toplanıp cümleler kurulması kısır kalıyor. 
Belki baştan sona değil de arada bir surenin mealini, aklıma takılan konu ile ilgili ayetlerin meallerini okumak daha iyi olacak diye düşünüp bundan sonra tefsir okumayı düşünüyorum.

Ancak tefsirler 10-15 cilt felan oluyor diye ne yapsam bilemedim. Medrese iken okuduğumuz Safvetüt Tefasir 7.ciltlik bir tefsir idi. Belki onun gibi daha öz, 3-4 ay içerisinde tamamlanması mümkün tefsir kitaplarını araştırıp bulabilirim.
Eğer böyle bir tefsir biliyorsanız noolur yazın 



Bu ay bu kadar kitap kemirdim.Bana afiyet size de ışık olsun.Vesselam


24 Mart 2018 Cumartesi

O Elini Kaldır


Ağzın kapalı ve ellerin havadayken konuşabilir misin?

Merhaba

Bu hafta İşaret dilini konuşalım mı?
Eğitimi taze bitirdiğim için öğrendiklerimi hemen aktarayım istedim. 
Temel seviyede bir eğitim aldım ama bu ilk adımdı.
Keşke bu dilin eğitimi ortaokullarda verilse...
👐

O zaman kısaca İşaret dili nedir? diye soralım
İşaret dili, işitme engellilerin kendi aralarında iletişim kurarken, el hareketlerini ve yüz mimiklerini kullanarak oluş.... bu kısım google'da var
 😉


İşaret dili benim için metroda yolda mahallede her an karşıma çıkabilecekken benim öğrenmediğim bir dil idi, artık meramımı anlatacak ve anlatılanı anlayacak kadar biliyorum. Ama bu dil diğer dillerden (ingilizce, arapça, fransızca...) çok daha fazla sahaya inerek öğrenilmesi gereken bir dil.
💬


Örneğin Arapça kısmen bilen bir çok insan Suriyeliler ile anlaşamıyor. Çünkü tabiri caizse aldığımız eğitim beyaz tahta ile çizgili defter arasında kalıyor.
Bu bende nasıl yerleştiyse kursun ilk günü defter kalem götürmüştüm. Ne yazmayı umuyordum acaba
😅


Bundan mütevellit temel işaret dili öğrenirken pratiğe dökmek çok önemli. Benim kurstaki eğitmemim işitme engelliler okulunda rehber öğretmendi. Okula daha gidemedim ama ilk fırsatta gitmeyi düşünüyorum.
😊

Temel terim işaretlerini öğrenirken eğitmenimiz bize bu işaretlerden birçoğunu onların bilmediğini  ya da yerelleştirdiklerini söyledi.
Mesela okullarındaki matematik hocalarının işareti ile matematik işreti aynı anlama geliyormuş.
😶



 Neden İşaret dili anlatayım mı biraz?
👂

İşitme engelli birçok kişi insanlarla iletişim kurabilmek için oldukça fazla efor sarf ediyorlar. Tedaviler, terapiler, tıbbın imkanları haricinde de verilen bir çaba söz konusu. 
En basiti, dudak okuyorlar. Dudak okumak için dikkat kesilip ve bir diyaloğun başlayabilmesinin ilk adımını, yani anlatılanı anlamak için harcanan çabadan söz ediyoruz.
 Halbuki herhangi bir engeli olmayanlar sadece duyuyorlar. Bunun için çoğu zaman ayrıca bir çaba sarf etmeye gerek kalmıyor.


Engelliler engelsizler ile iletişim kurmak için uğraşırken, engelsizler ne yapıyor? Örneğin, bir engellinin aklına gelmez mi hiç neden engelsizlerin işaret dili öğrenmeyip, engellilerin onları anlayabileceği bir şekilde iletişim kurmadığı? Neden bu çaba tek taraflı kalıyor?

İşaret Dili bu kadar önemli gerçekten. İşitme engellilerin karşılaştığı birçok sorunun temelinde engelsiz insanların onlarla iletişim kuramaması yatıyor. Çünkü aslında onlar engellerini aşabiliyorlar İşaret Dilinde konuşarak. Sadece engelsiz insanlar bu dili bilmediği için karşılıklı iletişim kurulamıyor. Bu durum işitme engellilerin istihdam, eğitim, sağlık, sosyalleşme, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi en temel insan haklarına erişimini engelliyor.


 Engelliler bu sorunlarını İşitme Engelliler Derneği tarafından düzenlenen Engelli Türkiye Altın Kaktüs Ödülleri ile ifade ediyorlar. 1 Aralık 2013'te dağıtılan ödüller bakın kimlere gitmiş;


En Cimri Sigorta Bütçesi Dalında Altın Kaktüs Ödülü: Protezlerde ve pillerde ara farklar ile SGK, Çalışma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı'na

En Pahalı Sağlık Hizmeti Dalında Altın Kaktüs Ödülü: Koklear implant ameliyatında ilave 3000 TL öğretim üyesi farkı çıkarmaları ile SGK ve Sağlık Bakanlığı'na

En Çok Eleman Sıkıntısı Dalında Altın Kaktüs Ödülü: İşitme Engelliler Öğretmeni, Konuşma Terapisti, Odyolog yetiştirilmemesi, kontenjan yetersizliği ile YÖK ve MEB'na

En Çileli İletişim Hizmeti Dalında Altın Kaktüs Ödülü: Telefonda anlamayan işitmen engelliler için kamu bakanlık web sitelerinde e-posta adresi konulmaması ile Ulaşım ve Habercilik Bakanlığı'na

En Duyarsız Hizmet Dalında Altın Kaktüs Ödülü: Televizyonda ve sinemada Türkçe altyazı mecburiyeti getirmemesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'na

En Çok Engel Koyanlar Dalında Altın Kaktüs Ödülü: İşitme engellilerin yasalaşmasını beklediği yasa tekliflerini 1.5 yıldır halen yasalaştıramayan TBMM Komisyonları ve milletvekillerine
😐😐😐


İşitme engellilerin hayatındaki asıl engel, engelsizlerin İşaret Dilini kullanamıyor oluşu olabilir mi? Engelliler değil, engelsizler duymuyor olabilir mi? Pekala olabilir. Çünkü aslında ortada bir engel değil, bir dil ayrılığı var.
😬

 İşitme engellilerin ana dili İşaret Dili, engelsizlerinki ise Türkçe. Yani işitme engellilerin sorunlarından bahsederken anadilde hizmet alma ve iletişim kurma haklarının teslim edilmeyişinden bahsediyoruz.
😕



Pekiii bu eğitimi kendi kendinize öğrenebilir misiniz?
Elbette...
Ancak bu dilin varlığını geç fark ettiğimiz için sözlüğünün basılması bile daha çok yeni.
💎


MEB'e bu konuda daha çok iş düşüyor. Çünkü aynı terimin farklı farklı işaretleri olması Türk İşaret Dili açısından bir kusur.  MEB'in işaret dili sözlüğü var ama piyasada yok.
📌 


Neyse ki Yotube ve İnstagram ile açığı biraz kapatabilirsiniz. Tabi ki şarkılar ile değil, eğitici videolar ile.
📥


Ama benim oyum bir eğitmenden, öğretmenden öğrenip sonra da pratiğe dökmeniz.
Kendi kendinize öğrenirken ya da kursta aldığınız eğitimi geliştirmek için internette güzel adresler var.
📢

Mesela; Basit Anlat ekibinin işaretleri görselleştirdikleri proje için

Boğaziçi Üniversitesinin merak ettiğiniz ya da unuttuğunuz işaretleri anımsatan şöyle bir sitesi var

T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının  2000 kelimelik dev sözlük sitesi




Kursa gidecek vaktiniz yok, internetten takipte siz de etkili olmuyor  ise en azından işaret dilinin alfabesini öğrenebilirsiniz.
Anlatmak istediğiniz durumun işaretlerini bilmediğiniz de hemen harflerle kelimeyi havaya çizebilirsiniz.
 Sizin için alfabeyi şuracığa bırakıveriyorum 
🔦









 Velhasılı kelam; İşaret Dili öğrenmek farzı kifaye midir farzı ayn mıdır bilmiyorum ama öğrenmemenin en büyük engel olduğunu biliyorum 🔏
Öğrenmediğimiz müddetçe engelli olan onlar değil biziz.
Değil mi? 🔫




17 Mart 2018 Cumartesi

tenkit kolay, sanat güç!






Merhaba 👋



''Tenkit kolay, sanat güçtür.'' demiş  N. Destouches.
👆

Sadece tenkitçi olan insanlar kolaycı tiplemeler değiller mi? 

Her şey hakkında bir fikri olan, eleştirme gücü yüksek olanlar ilk bakışta bizi kendilerine çekiyorlar. 
Vay be diyor iç sesimiz, doğru söylüyor bu filme daha önce hiç bu gözle bakmamıştım. 
😏
Ama biraz derine inip bu eleştirmen insanın ürettiklerine de bakmak lazım, tabi eğer varsa.

Bir sanatın ne kadar zor icra edildiğini bilen bir insanın eleştirisi çok daha kaliteli olacaktır. 
💪


Böyle düşündüğüm için sanat hakkında eleştiri yapmıyorum.
Film ve diziler hakkında yazdıklarım benim çok aciz düşüncelerim, eleştiri değil. Hele öneri hiç değiller 
😄

Diyoooor ve düşüncelerimi aktarmaya başlıyorum
🙋





AİLECEK ŞAŞKINIZ


Öncelikle vizyondan bir film ile başlayalım.

Yayınlanmasını merakla, fragmanını esefle, filmi kahkaha ile izledim.
Senaryosu sürükleyiciydi. 

Ahmet Kural ve Murat Cemcir Düğün Dernek'ten çok daha iyi bir iş çıkarmışlar.
En büyük şansları bence yönetmen; Selçuk Aydemir.


Hala vizyondayken bence gidin.
 Şikayet ettiğimiz Yerli Komedi yapımların seviyesini bir tık yukarıya taşıyanlara destek olmak güzel olmaz mı?

Zaten gişesi -en son öğrendiğim kadarıyla- bol bir film. 






 


LA LA LAND



En İyi Kadın Oyuncu 2017 · Emma Stone

En İyi Film Müziği 2017 · Justin Hurwitz

En İyi Yönetmen 2017 · Damien Chazelle

En İyi Görüntü Yönetimi 2017 · Linus Sandgren

En İyi Yapım Tasarımı 2017 · David Wasco, Sandy Reynolds-Wasco

En İyi Film 2017 · Marc Platt, Jordan Horowitz, Fred Berger

En İyi Erkek Oyuncu 2017 · Ryan Gosling

En İyi Özgün Senaryo 2017 · Damien Chazelle

En İyi Film Kurgusu 2017 · Tom Cross

En İyi Ses Kurgusu 2017 · Mildred Iatrou Morgan, Ai-Ling Lee

En İyi Kostüm Tasarımı 2017 · Mary Zophres

En İyi Ses Miksajı 2017 · Steven Morrow, Andy Nelson, Ai-Ling Lee



🏆

Evet bu ödüllerin hepsini La La Land almış. 
Moonlight filmini izlemediğim için karşılaştıramayacağım ama La La Land uzun süre etki bırakan bir baş yapıt.


Piyanoya bir kez daha aşık oldum, hayatın ahengini bir kez daha düşündüm. 









BEN KİMİM?

Çoklu kişilik bozukluğu ile aranız nasıl?
Eğer kötüyse bu filmin sadece kurgusu size yeterli.
Ama psikoloji ile aranız güzelse tam sizlik.
 Senaryosu, son sahnelerindeki altın vuruşlarla ile yoook artık dedirten bir Alman filmi.








 THE END OF THE ******* WORLD


Ama böyle dizi ismi olur mu netflix ya? İnsan bloguna yazamıyor, ayıp vallahi.
Neyse isminden cismine geçersek iki ergenin düzene karşı çıkışları çok şaz (sıradışı) bir biçimde gözler önüne serilmiş. 

En güzel yanı bölümleri 20 şer dakika. 
Ben -günde 2 saat toplu taşımada ömrü geçen biri olarak- bu diziye metroda başladım, otobüste bitirdim. Çerez gibi geldi.
Ama öyle kesin izleyin dediğim bir dizi de değil...




LA CASA DE PAPEL


Edebiyatını da yaptılar, esprisini de. Aynı isimle kafe bile açtılar.

Bu kadar popüler olmayı hak ediyor mu?
Şüphesiz oyunculuklar da senaryo da güzel. 
Hem izleye izleye sömürdüğümüz ya da sömürüldüğümüz Amerikan dizisi de değil(her ne yapım şirketi netflix olsa da).
O bir español

Ama şu zenginin malı züğürdün çenesini yormasın, yeter artık.
Onları bu kadar yücelteceğemize izleyip notunu verip kendi yolumuza baksak mı ki ?





MAD MEN 


Aslında izlemeye çok uzun zaman önce başladığım bu dizinin en beğendiğim yönü dekorları ve dönemi güzel yansıtmaları.
Dört kez Emmy drama ödülü, beş kez de Altın Küre de ödül almış bir dizi.

Dizi de o kadar çok sigara içiliyor ki; trende, yemekte, çocukların yanında... İçki, viski onlar zaten malumumuz. Irkçılığın tavan yaptığı bir dönem.
Bunlar sadece 60'lı 70'li dönemlere hasmış gibi lanse edilse de Amerika hala aynı Amerika. Sadece artık kadar kibar, daha sinsi.
Son olarak dizi ekibinden birinin öz eleştirisini bırakıyorum:

"diziyi izleyince o zamanlar ne kadar ırkçı, ne kadar ayrımcı, ne kadar yahudi düşmanıymışız diye düşünüyorsunuz. evet öyleydik. aslında hala öyleyiz, sadece daha kibarız!..."
.
.
.
.
.


Sizinde izlediğiniz film ve diziler hakkında söyleceğiniz bir şeyler varsa yoruma bekliyorum.
Görüşmek üzere...

10 Mart 2018 Cumartesi

Mini Misi Bir Köy



Mini Misi Bir Köy

Merhaba 🌞 

Bu hafta Bursa'nın şirin köylerinden Misi'yi gezelim.
Bursa'da birbirinden şirin, doğal yapısı erozyona uğramamış güzel köyler var. Bunlardan bazısı keşfedilmiş; Cumalıkızık, Gölyazı, Misi gibi. Bazıları ise halen bizi bekliyor 😊







Bursa'dan Acemler metro istasyonundan kalkan otobüsler ile ulaşabilirsiniz. Yaklaşık 20-25 dk sürüyor. 
Köyün dışında kamp, karavan avantajları var.
Köy meydanına ulaşınca tabelalar, insanlar size yardımcı olur.
Ama tavsiyem kaybolmanız, kaybolurken güzel yerleri bulmanız.
💪




💛

Kaybolurken Bul!

Şu yol nereye çıkar? diye girdiğim yolun Fotoğraf Müzesine çıkması 💙 ben.
 Bursa'nın ilk fotoğraf müzesi imiş burası.
Kent Merkezine değil de bir köye müze yapmak bence çok hoş olmuş, hem de fotoğraf müzesi.
Müzeyi görür görmez direk girdim tabi. 
Ücretsiz olması 💙 ben.
😄





Müzenin tasarımı gayet ferah ve moderndi.
Giriş katta minik bir sergi salonu vardı. 
Giriş katın arka tarafına Kış Bahçesi yapılmış. Fotoğrafçıların sözleri duvarlara yazılmış.
Üst katta Fotoğrafın Tarihi anlatan bir nevi tarih şeridi ve karanlık oda vardı.





 KARANLIKLARDAN ÇIKAN AYDINLIK!

💛

Geçen dönem girdiğim Anadolu Üniversite Fotoğrafçılık bölüm sınavlarıyla yakından öğrendiğim Karanlık Odayı görme fırsatı bulduğum için çok mutlu oldum.
Fotoğrafın oluşumu bu odada oluyor. Yıkama banyoları, tarama, kurutma işlemleri. O kadar güzel duruyordu ki bu odadan çıkmak istemedim.












Müzede geçmişten günümüze fotoğraf tarihi, fotoğraf akımları ve ünlü fotoğrafçılarla ilgili her şey mevcuttu. Sunum odasında bunlarla ilgili slaytlar, belgeseller vardı.







Tamam tamam çıktım müzeden 😆

Belki müze tek başına yazıyı doldururdu.  Neyse müzeden çıkıp köye inelim.



Misi'de ne yenir?

Misi'de yeme-içme için dereye inin. Derenin etrafına konuşlanmış masalardan birine çökün. 
Açsanız; köy kahvaltısı, gözlemesi güzel.
Yok o kadar aç değilim diyorsanız, çay söyleyin;semaver ya da ocaklı çaydanlık şeklinde geliyor. Yanına çekirdek de isteyebilirsiniz.
Muhteşem hava, derenin alıp götüren sesi ile efsane üçlü olurlar
😋





Ordan kalkınca dereyi takip edin.
İlerledikçe sakin, ormanlık yollara çıkıyorsunuz.
Yolun üstünde bisiklet parkuru, dağ yolu var.





Bu yola köy meydanının üstünden de ulaşabilirsiniz. Ancak benim tavsiyem derenin kenarından gitmeniz. 
Ayakkabınız uygunsa kaybolun burda derim.
Hatta kamp sandalyenizi, minderinizi felan alın.
Tam oturup kitap kemirmelik yerler.
😊💚




  

Misi Mini Bir Köy Demiştim 

Köyün küçük olduğunu söylemiştim. 
Misi saatlerce gezebileceğiniz bir köy değil. Saatlerce dinlenebileceğiniz bir yer; altın yerini bulursanız eğer.

Fotoğraf çekimleri için de aynı durum söz konusu. İnsanından doğasına hepsi sizin keşfinizi bekliyor.
👻





💥BONUS💥

Derenin kenarında pamuk amca ile karşılaştık. Kendisi pamuk şekerci.
Öyle güzel yapıyor ki pamuğa şeker döktüğünü zannedebilirsiniz.


Şekerlerinin tadı efsane, kendisi kral olan bu amcamıza burdan selamlar, hürmetler.
🙋😻




Görüşmek Üzere.... 💤









3 Mart 2018 Cumartesi

Şubat'ta Nasıl Isındım?




Şubat'ta Nasıl Isındım?

Yukarıdaki kitapları yakarak değil onlarla pişerek ısındım.
Malum kitaplar kışın ısıtıyor, yazın ferahlatıyor. 
Şubat maddi manevi soğuk geçiyor.
Ben de üşüdükçe kitaplara sarıldım.
 sırasıyla sarıldığım kitaplar ve muhvetiyatları;









1-Hz.Muhammed(SAS)'in Hayatı

Evet geçen ay Osmanlı Tarihi okumuştum.
Bu ay tarihden Siyer tarihi seçtim.
Yazar Ahmet Zeyni kim midir?
Mekke müftüsü bir tarihçi.
Hakkında derin bir bilgi için: buraya tıklayın
Kitabı tozlu raflardan aldım. O kadar güzel kokuyordu ki. En güzel kitap alışverişi böyle raflardan yapılan bence.


Siyer okumak kitap okumak gibi değil, O(SAS)'i tanıdıkça,  ne kadar kaybolduğunu görmek. Onda kendini bulmaya çalışmak gibi. Ya da böyle bir duygu gibi ama kesinlikle kitap okumak gibi değil.

Aslında şu hayatta şükretmem gereken en önemli şeylerden biri de O(SAS)'e ümmet olmak.

Siyer her müslümanın tozlanmasına izin vermemesi gereken bir tarih.









2-Beş Şehir/Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatleri Ayarlama Enstitüsünü okuduğumdan beridir çok severim Tanpınar'ı.
Bu kitabını da çok satanları listesinden seçtim.
Malum her şeyin yenisi edebiyatın önce eskisi sonra yenisi.

Kitap sizi sürüklüyor, siz onu okumuyorsunuz o sizi içine çekiveriyor. 
Kitabı övmeme hiç gerek yok.
O yüzden hala okumadıysanız hemen okuyun derim.










3-Seyyah/Adem Özköse

Adem Özköse'nin daha önce Cennete Otostop kitabını okumuştum. O kadar da etkilenmemiş, çok hoşuma gitmemişti.
Bir öneri ile Seyyah kitabını aldım.
Yolu sevenler yollardan hikayeler dinlemeyi de şüphesiz sever.
Bir gün kendinin de yol hikayeleri olacağını ümit ederek...
Yol seviyorsanız bulabildiğiniz bütün yol hikayelerini okuyun derim. İnsanın iştahı artırırken yol yordam da öğretiyorlar.







4-Kurşunların da Rengi Var/Emine Seçeroviç Kaşlı

Yazarını hiç tanımıyorum. Araştırma fırsatım da olmadı ama Bosna Savaşını öğrenmeyi, her ayrıntısı bilmeyi çok istiyorum.
Kinimizi diri tutmalıyız. 
Londra'ya, New York'a yapılan bir saldırıda ya da en ufak bir girişimde Dünya'yı ayağa kaldıran Batı çocuklar ölürken nasıl susmuş, nasıl izlemiş, ateşin altına odunu nasıl koymuş sinsice; bunları çok iyi bilmemiz gerekiyor.
.
.
.
.
 Bu ay bu kitapları okurken kah piştim kah da dondum. Tüylerim de ürperdi, gözlerime umutta doldu.
Sizler neler okuyorsunuz? Bu kitapları okudunuz mu? 
Yorumlarınızı bekliyorum.
Allah'a emanetsiniz.